#inegöl

Nurettin Yeltekin


Akla Gelen Birtakım Kötü Düşüncelerde  Kurtulmak

.


Gâfil insan; içinde bulunduğu hâlin kıymetini idrâk edemez, sahip olduğu nîmetlere şükretmek ve onlarla Allâh’ın rızâsını elde etmek yerine, boş ve faydasız kuruntulara kapılır. Ulaşamadığı nîmetlerin peşinde bir ömür boyu koşturup durmaktan, elindeki nîmetler için doğru düzgün şükretmeye vakit bulamaz.

Üstelik nefis ve şeytan, zaman zaman iyi biriymis gibi görünerek tavsiyelerde bulunur. Meselâ bu telkinlere îtibar eden fakir biri;

“–Keşke zengin olsaydım, şöyle şöyle yardımlar yapardım!” gibi bos laflarla meşgul olur.

Bedenen zayıf veya hasta ise;

“–Keşke sağlam ve güçlü olsaydım. Şöyle gayret ederdim!” diye kendini avutur.

Nefsânî arzularına, şeytanın süslediği kılıflar bulur.

Allâh’ın kendisine verdiği imkânlardan gâfil kalır da, imtihan îcâbı vermediği hususların peşinde nefes tüketir.

Bu başka hayatlara özenmeler yüzünden, kendi hayatında yapabileceği gerçek kulluk ve gayretlerin farkına varamaz. Ömrünü boş heves ve düşüncelerle israf eder.

Hâlbuki sahâbe-i kirâm efendilerimiz, infâk edebilmek için zengin olmayı beklememiş, fakirken de infâk ehli olabilmeyi başarmışlardır. Bir hurması varsa yarısını paylaşarak, hattâ kimi zaman kendi muhtaç olduğu nîmeti bir başka muhtaç kardeşine devrederek cömertliğin zirvesi olan “îsâr” (diğergamlık)ahlâkını sergilemişlerdir. Yani “Keşke zengin olsam da infâk etsem.” diyerek kendilerini avutmamış, ellerinde ne varsa onunla Allâh’ın rızâsını talep ederek hayırda yarışmışlardır.

Yine onlar, hiçbir zaman takdîre rızâsızlık ve başkalarının elindekine hased etme gafletine düşmemişler, dâimâ Allâh’ın lûtfettiği güç ve imkânları kullanmaya gayret göstermişlerdir. Özetle; ömür sermâyelerini boş temennîlerle değil, dolu dolu gayretlerle değerlendirmişlerdir.

Tasavvufta; geçmişe dönük pişmanlıklar ve gelecek kaygıları, insanı, içinde bulunduğu zamanı lâyıkıyla değerlendirmekten alıkoyan ve asıl hedefe varmasına mânî olan ağır yükler ve engeller olarak görülmüştür. Bu sebeple; “İbnü’l-vakt / vaktin çocuğu” olmak, yani yaşanan ânı en iyi şekilde değerlendirme şuuruna sahip olmak teşvik edilmiştir.

Hadîs-i şerîfte buyrulur:

“Eğer başına bir iş gelirse;

«–Keşke şöyle yapsaydım; o zaman şöyle olurdu.» deme!

«–Allâh’ın takdîri böyleymiş; O dilediğini yaptı.» de. Zira; «Keşke şöyle yapsaydım.» sözü, şeytanın vesvesesine yol açar.” (Müslim, Kader, 34)

Burada bahsettiğimiz pişmanlıklar, daha ziyade dünyevî değerlendirmelerdir. Elbette kul, geçmişte işlediği günahlarının muhasebesini yapacak ve; “Keşke yapmasaydım!” diye pişmanlık duyacak, tevbe ve istiğfâr edecektir.

Fakat; “Keşke paramı şuraya yatırsaydım, keşke şöyle bir evlilik yapsaydım, keşke şu mesleği seçseydim, keşke şuradan bir arsa alsaydım...” gibi dünyevî değerlendirmeler, zihni ve gönlü lüzumsuz yere yorup yıpratan ve rızâsızlığa sevk eden evhamlardır.

Kaynak: İslam Tefekkür Ufku, Erkam Yayınları