#inegöl

İsmail Özdemir


TARİKAT VE TASAVVUF       

.


      Son günlerde yaşanan çirkin bir olay üzerinden, İslâm’a ve Müslümanlara ve İslâm Dini’nin kutsallarına, gerçek tasavvuf erbabına yapılan saldırılar karşısında daha fazla tahammül edemedim.

       Maalesef İslâm Dinini bilmeyen gafiller, yaşanan her çirkin olaydan sonra aynı şekilde İslâm Dini’ne saldırmakta, bunlara gereken cevap da verilememektedir.

      Bir Avukat suç işlediğinde, nasıl ki tüm avukatlar suçlanamazsa, veya toplumun herhangi bir kesiminden bir fert suç işlediğinde, o suçluya sahip çıkmadıkları sürece nasıl ki o toplumun tamamı suçlanamazsa, bugünde bir tarikat ve tasavvuf yolunda olduğunu iddia eden bir kişinin işlediği suç yüzünden tüm tasavvuf ehli ve tarikat mensubu olanlar suçlanamaz.Kaldi ki; işlenen suç İslâm’a ve İslâm’ın koyduğu kurallara aykırıdır. Cezası da belli dir.Aslında İslâm’ın ortaya koyduğu cezalar tatbik edilse bu olaylar yaşanmaz.     

        Öncelikle temelinde “Nefis terbiyesi”  olan tasavvuf ilmi ve onun yolunda adeta birer mektep & okul görevini yürütmesi gereken tarikat grupları, ehil olmayan ve nefsinin esiri olan cahillerin elinde  tehlikeli birer fitne yuvasına dönüşmüş durumda.Bu durumdan müstesna olanları tenzih ederim.Allah C.C. emir ve yasaklarına uygun hareket eden, Peygamberimizin yolunda giden Tarikat gruplarını tenzih ederim.

        Tasavvuf; dünya zevklerinden uzak durmak, dünyalık işlerde azla yetinmek, aza kanaat etmek, dünyevi ve şehevi arzulara karşı sabretme, nefsini dizginlemek, ahirete dönük yaşamak,ibadetleri arttırmak, güzel ahlâk sahibi olmak, Kur’an ahlâkı ile ahlâklanmak, masivadan uzaklaşıp Allah’a yönelme, sürekli Allah C.C. zikri ile meşgul olmak, şeytanın vesveselerine karşı ihlâs ve takvaya sarılmaktır.

         Tasavvuf; güzel ahlâklı, sağlam, güçlü bir toplumun da sigortasıdır.Yüzyıllar boyunca büyük Medeniyet inşa etmiş İslâm Devlet’lerinin temel harcı olmuştur.Osmanlı, Selçuklu, Endülüs hep tasavvufu desteklemiş ve tasavvuftan istifade etmişlerdir. Hoca Ahmet Yesevi, Yunus Emre, Mevlânâ Celaleddin Rumi,Şeyh Bedreddin,Abdulkadir Geylani,İmam-ı Rabbani,Hacı Bektaş-ı Veli ve Hacı Bayram-ı Veli Şeyh Akşemseddin,Mevlana Halid,Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevi büyük mutasavvıflardan bazılarıdır.

          Büyük mutasavvıflar,insanlığa faydalı büyük ilim ve siyaset adamları yetiştirmişlerdir.Sultan Fatih Mehmed Han’ın Şeyhi Akşemseddin, onun da hocası Hacı Bayram Veli ‘dir.

          Yüzyıllar boyunca Haçlı saldırıları İslâm toplumunu yıkamamışsa bunun en önemli sebeplerinden birisi Tasavvuf mektepleridir.İstiklal savaşında da tasavvuf mektepleri önemli rol oynamıştır. 

Hülya Küçük'ün "Kurtuluş Savaşı'nda Bektaşiler”(Kitap Yayınevi) başlıklı doktora tezinden birkaç veri:
*Mustafa Kemal 27 Aralık 1919'da Ankara'ya geldiğinde muhteşem bir Seymen Alayı ile karşılandı.Alayın arka kısmında hususi elbiseleri ile Nakşibendiler,Sadiler,Rufailer,Kadiriler,Mevleviler,Bayramiler ve Bektaşiler  

Vardı.*Alayın düzenlenme sebebi halk tarafından iyi tanınmayan Mustafa Kemal'e bir meşruiyet zemini yaratmak; onun bir 'asi' değil, saygın bir lider olduğunu göstermektir.

*Bu alayı düzenleyen kişi ise, Ankara Vali Yardımsısı, defterdarı ve Ümmi Sinan Dergahı şeyh adayı ve bu dergahın tarikatların kapatılmasından önceki şeyhi Yahya Galip ( Kargı ) idi.

*1920'de toplanarak, Mustafa Kemal önderliğinde Milli Mücadele'yi yürüten ilk Meclis'te 403 milletvekili yer aldı. Bunların 85'i din eğitimi almış kişiler veya bilfiil din adamı olarak görev yapan kişilerdi. Meclis'te 10 kadı, 7 dava vekili, 17 müftü, 42 müderris ve 9 şeyh vardı.

       Kurtuluş Savaşı'na katılan Şeyh Şerafeddin Dağıstani'yi,Mücahidîn-i Mevleviyye Alayını,Hatuniye Dergahı’nı,Mücâhidîn-i Bektâşiyye’yi ve diğer tasavvuf erbabını tanımadan tasavvufa düşman olanlar cahillerdir.1915'te kurulan Mücahidin-i Bektaşiyye alayındaki asker sayısı 7.000'i aşkındı ve Doğu Cephesi'ne gönderilmişti. Bu alaya ait olduğu söylenen bir sancak¸ halen Cemaleddin Çelebi'nin Hacıbektaş'taki türbesinin başucunda durmaktadır.

       Yine Kurtuluş Savaşı'nda stratejik mevkii ve şeyhinin faaliyetleri yönünden en renkli dergâh Üsküdar Özbekler Tekkesi'dir. Silah sevkiyatının yapıldığı¸ Milli Mücadele önderlerinin ağırlandığı¸ Fevzi Çakmak¸ İsmet İnönü gibi millî mücadele komutanlarının¸ pek çok mebusun misafir oldukları¸ yaralıların tedavi edildiği bir merkezdi. Özbekler Tekkesi şeyhi Şeyh Ata’nın tevkif edilmesinden sonra¸ onunla konuşan İngiliz Gizli Servisi yetkilisi Harron Armstrong¸ izlenimlerini şu ifadelerle dile getirmektedir: "Bizler Türk din adamlarının¸ bu mevzularda faal rol oynayacaklarını asla tahmin etmiyorduk. Diğer araştırmalarımız¸ Türk mukavemet menbalarının meydana çıkarılması yolunda müspet netice vermeyince¸ vaki ısrarlı ihbarları değerlendirerek tekkeler¸ mescidler¸ camiler gibi dinî mebâni (binalar) üzerinde durduk ve din adamlarını takip ve kontrole başladık.  Elde ettiğimiz malumat ve karşılaştığımız hakikatler bizleri hayrete düşürdü. Bu din adamları münhasıran telkinlerle ve maneviyatı yükseltmekle iktifa etmemişler¸ fiilî olarak da mukavemet teşkilatı içinde vazife almışlardı. Halk üzerinde tesirleri fevkalade olduğundan¸ vazifelerini muvaffakiyetle ifa etmişlerdi."

       Millî Mücadeleye destek bir diğer tekke¸ Hatuniye Dergâhı idi. Bu tekkenin şeyhi Sadeddin Ceylan Efendi (ö.1931)¸ aynı zamanda İplikhane Hastanesinin imamı idi. Silah kaçırma sırasında silahları saklamak için tabutları kullanmışlardı.

     Diğer bir dergâh¸ Ankara Hacettepe'de Tâceddin Sultan Camii Külliyesi içindeki¸ adını Celvetî Şeyh Tâceddin İbrahim'den alan Tâceddin Dergâhı¸ Mehmet Akif Ersoy'un Ankara'ya her gelişinde kaldığı yerdi. Bu tekke¸ bir çok milli mücadeleci şahsiyetin uğrağı idi. Eşref Edip Fergan (1882-1971)¸ Hasan Basri Çantay (1887-1964) ve Şeyh Ahmed Senusi bu dergâhın ziyaretçileri arasında idi. Burası şimdi Mehmet Akif Ersoy sokağında Mehmet Akif Ersoy Evi diye bilinen müzedir.


       Anadolu Müslümanlarının özgürlük mücadelesinde¸ dünya Müslümanlarının manevî desteği de alınmıştır. En acıklı döneminde Türk milletinin imdadına koşan önemli Müslüman önderlerden birisi Seyyid Ahmed eş-Şerif'tir. Seyyid Ahmed eş-Şerif (1290-1352/1873-1933) Kuzey Afrika tarikatlarından Senûsîyye şeyhi idi. Anadolu'da Kuva-yı Milliye Hareketinin başarılı olması ve TBMM'nin kurulması üzerine 1920 sonlarında Ankara'ya gelen Ahmed eş-Şerif¸ Mustafa Kemal ve dava arkadaşları tarafından saygıyla karşılanmış ve Milli Mücadeleye destek vermiştir. Bilhassa Doğu ve Güneydoğu Anadolu kentlerine düzenlediği seyahatler¸ yaptığı toplantı ve konuşmalar ile Anadolu halkının bir bütün olarak Milli Mücadeleye katılmalarını teşvik etmiştir. Özellikle 1 Şubat 1921 yılında Sivas'ta Ahmed eş-Şerif önderliğinde düzenlenen İttihad-ı İslâm Kongresi¸ Milli Mücadeleye İslâm Dünyasının ilgi duymasına ve gerekli desteği vermesine yol açmıştır. Mustafa Kemal Paşa ile sağladığı dostane ilişkiler Cumhuriyetin ilanından sonra da devam etmiştir.Bunları ve daha sayamadığımız nice tasavvuf erbabının Milli Mücadeleye verdiği katkıyı görmeden kuru kuruya tarikat ve tasavvuf düşmanlığı yapmak kimseye bir şey kazandırmaz.Ülkeye de bir şey kazandırmaz.

         İslâm Düşmanlarının hedefi, İslâm toplumunu ayakta tutan tasavvufu yok etmektir.Türkiye Cumhuriyeti Devleti yeniden tasavvufu gerçek anlamda, asıl kimliğine uygun şekilde uygulanması ve yayılması için kanunlar çıkarmalıdır.Yoksa Batının ahlâksız ve kokuşmuş medeniyeti karşısında, bizim toplumumuzu koruyamayız.Tarikatler kontrol edilmelidir.Üst kurul oluşturulmalıdır.Osmanlı Devletinde 400 çeşit tarikat ve kolu vardı.Ancak hepsi denetleniyordu.Kur’an ve Sünnete uymayanlar, Devletin aleyhinde olanlar dışında hepsinin faaliyetleri serbestti.Bir kısmının Medreseleri vardı.Bu günkü özel okullar gibi.Buralardan birçok ilim adamı yetişmiştir.Fizik, kimya,tıp, matematik gibi alanlarda uluslar arası ilim adamları yetişmiştir.

         Esnaflar arasında AHİLİK KÜLTÜRÜ, AHİLİK TEŞKİLATI yine tasavvuf yolunun başarılı bir örneğidir.

Kötülüklerle hep birlikte mücadele etmeliyiz.Kötülük yapanlar hangi sınıftan, hangi kesimden, hangi ırktan, hangi mezhepten, hangi dinden olursa olsun karşısında olmalıyız.                

          Ancak şeytana askerlik yaparcasına, her fırsatta İslâm’a ve İslâmî değerlere saldırmaktan zevk alanlara tekrar düşünmelerini, bu yanlışlarından vazgeçmelerini tavsiye ediyorum.