#inegöl

EMİR AYBERK GÜMÜLÜGİL


YA ŞİMDİ!

YA ŞİMDİ!


           Tüm Dünya’da etkisini sürdüren Covid-19 salgını ülkemiz içinde halen tehdit olmayı sürdürüyor. Özellikle sağlık çalışanlarının göstermiş olduğu öz verili ve fedakâr çabalar gerçekten takdire şayan.

            Onların göstermiş olduğu çabalar sayesinde güzel yönetilen süreç maalesef siyasetin bulaşmasıyla beraber son günler de sekteye uğramış görünüyor. Son 1 haftadır sürekli artış gösteren yeni vaka sayıları günlük 2000 vaka sınırına geldi, bununla beraber de entübe olan ve yoğun bakıma yatan hasta sayımız da artış göstermeye başladı.

            Baştan güzel yönetilen süreç kadar sonrasında siyaset güdümüne giren ve bilimsel gerçeklikleri öteleyen yaklaşımlar da bu süreçte mutlaka konuşulmalıdır. İlk vakanın görüldüğü 10 Mart tarihinden itibaren özellik Sağlık Bakanlığı ile beraber Bilim Kurulu toplumu çok iyi yönlendirmişti. Bu güzel yönetim 3 hafta öncesinde yerini saldım çayıra Mevla’m kayıra düzenine bıraktı.

            Ne zamanki ikinci dalga beklemiyoruz artık en kötüyü atlattık açıklaması yapıldı, onun üzerine büyük bir rehavet ve gevşeme sonucunda tekrar sayılar artış gösterdi. Oysaki ortada geçmiş ya da bitiş hiçbir şey yoktu, virüs halen daha aynı bulaşıcılığında ve ne yazık ki aynı öldürücülüğünde.

            Sağlık Bakanlığın’dan gelen açıklama sonucunda uzun zamandır evde kalarak ve sosyal hayatlarını kısıtlayan insanlar bu açıklamalar sonucunda birden eski hayatlarına dönme gayretine girdiler. Bu gayret başta Avm’ler olmak üzere çay bahçeleri, kıraathanelerin açılması ile daha perçinlendi.

            Bu normalleşme gerekli miydi elbette gerekliydi ancak tek bir fark ile.

            Geçen hafta da belirtmiştim bu salgın sürecinden en çok orta ve küçük işletmeler zarar gördü ve esnafın daha fazla dayanabilecek ekonomik güçleri kalmamıştı. Dolayısıyla bu işletmeler açmak mecbur oldu. Burada iş bu işletmelerin açılmasıyla bitmiyor maalesef.

            Başta çay bahçeleri, kıraathaneler ve restoranlar için alınması gereken önlemleri okuyunca bir gülme almadı değil. Kendi milletini ve toplumunu bildiğimi düşünüyorum dolayısıyla bahsedilen önlemlerin uygulanacağına dair inancım hemen hemen hiç yoktu. Nitekim de öyle oldu kıraathaneler de oyun oynamak yasaklandı bu tamam güzel ama hani bulaşık makinesi olmayan yerler cam bardak kullanmayacaktı? Restoranlarda tek kullanımlık malzeme olacaktı. Ekmekler ve baharatlıklar masada olmayacak ve tek kullanımlık olacaktı. Allah aşkına dışarı çıktığınız da bu tarz yerlere bir göz atmanızı tavsiye ederim, acaba kaçı tam olarak kuralları uyguluyor?

            Bu konuda esnafa kızmak, onları suçlamak mümkün değil çünkü yaklaşık 70 gün kapalı kalan esnaflara sadece ucuza kredi desteği sağlamak dışında bir destek verilmediği için insanlar dükkânlarını açtığı gibi hem para kazanmak zorundalar hem de kapalı oldukları 70 günün telafisini yapmak zorundalar. Hal böyle iken ekstra alınacak her tedbir maliyet oluşturulacaktır bu maliyeti taşımayı bırakın esnafın salgından önceki çalışan sayısına ulaşması bile mümkün görünmüyor.

            Salgın ilk çıktığı andan itibaren tüm Dünya ekonomileri ve sosyal hayatı durdurma noktasına getirmişti tabi ülkemizin de bu durumdan etkilenmemesi mümkün değildi fakat konuşulan olası senaryolardan ikinci dalga etkisi ülkemiz için 1.dalgadan daha kötü olabilir. Çünkü 1. Salgın dalgasında tüm Dünya neredeyse aynı anda ekonomilerini ve sosyal hayatı durdurdular fakat şimdi herkes normal hayata dönme gayretindeyken ülkemiz için olası bir ekonomik durgunluğun faturası çok daha ağır olacaktır.Tekrar bir duraklamayı hele ki Dünya açıkken ülkemizin kaldırması mümkün değil.

            İşler bu durumda iken her türlü önleme, feda edilen rezervlere ve yedek akçelere rağmen dolar kuru 6,80 üzerinde olmayı sürdürüyor, reel enflasyon %30’larda, sanayi üretimi Nisan ayında %30 azalmış, genç işsizlik %30’larda ama yöneticiler ne yazık ki bu gerçeklikle yüzleşmek yerine başka konulara dikkatleri çekmek istiyorlar.

            Bunu yapmanın kimseye faydası olmaz aksine daha çok zararı olur. İnsanlar maddi zorlukları iliklerine kadar hissediyorlar bunlara çözüm bulmaktansa yara bandı ile tedavi etmeye çalışılıyor. Maalesef konut kredi faizlerini, ihtiyaç kredi faizlerini indirmek çözüm olmayacaktır. Yaklaşık 30 milyon vatandaşın günlük ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir gelire ulaşması zor iken ev, araba almayı düşünmelerini beklemek çok sağlıklı olmayacaktır. Ayrıca basılan paralar neticesinde bol kepçe dağıtılan kredilerin de büyük bir kısmının batak olacağı çok aşikâr her şey düzeldi derken de bu batık kredilerin başa bela olma ihtimali çok yüksek.

            İnsanlar günlük hayatlarını idame ettirmeye çalışırken işe gitmesi kaçınılmaz bir son. Bu son neticesinde de insanların etkileşimleri artıyor iş yerlerinde görülen yeni vaka sayıları da o derece artıyor.

            Normalleşme kısmında ekonomi yönetimi kararlarının ön plana çıktığı bu dönemde devletin vatandaşına karşılıksız yardım veremeyeceği de göz önüne alınırsa hastalık mı? Açlık mı? Döngüsünde bir süre daha yaşamaya devam edeceğiz gibi görünüyor.

            Son bir hatırlatma. Maskeni tak, sosyal mesafeni koru ve el hijyenine dikkat et.

SAYGI ve SEVGİ İLE.

ayberk9114@gmail.com

Twitter: @EAyberkG