Rami Kütüphanesi içerisinde düzenlenen özel bir söyleşide, Türkiye'nin uzun süredir mücadele ettiği terörün sona ermesinin beraberinde getireceği huzur ve güven ortamı kapsamlı bir şekilde ele alındı. Programda, terörün yarattığı insani, toplumsal ve ekonomik tahribatın yanı sıra, bu sürecin sona ermesiyle ülke kaynaklarının kalkınma odaklı alanlara yönlendirilmesi, genç nesillerin geleceği ve toplumsal birlik gibi kritik konular derinlemesine tartışıldı. "Yüzleşerek Barışmak" adlı eserin yazarı, araştırmacı ve yazar Aytekin Yılmaz'ın konuşmacı olarak yer aldığı etkinlikte; moderatörlüğü hukukçu ve sosyolog Murat Atım ile eğitimci-yazar Çetin Deniz üstlendi.
Terörün Yarattığı Maliyet ve Kalkınma Potansiyeli
Söyleşinin temel odak noktalarından birini, terörle mücadeleye ayrılan devasa kaynakların ülke kalkınması için nasıl kullanılacağı oluşturdu. Programda, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın daha önceki açıklamalarına atıfta bulunularak, bölücü terörün Türkiye ekonomisine yaklaşık 2 trilyon dolarlık bir maliyet yüklediği hatırlatıldı. Bu büyüklükteki bir kaynağın, terörün tasfiyesiyle birlikte okul, hastane, yol ve fabrika inşaatleri gibi temel altyapı projelerinin yanı sıra, toplumun farklı kesimlerine sağlanacak sosyal destekler için kritik birer araç olabileceği vurgulandı. Eğitimci-yazar Çetin Deniz, bu noktada söz alarak, terörle mücadele için harcanan bütçelerin eğitim, sağlık, altyapı, teknoloji ve üretim gibi stratejik alanlara aktarılmasının önemine dikkat çekti. Deniz, huzur ve güven ortamının tesis edilmesiyle birlikte, özellikle sanayi, tarım, üretim ve turizm gibi alanlarda çok daha güçlü bir yatırım ve istihdam potansiyelinin ortaya çıkacağını ifade etti.
Şiddet Karşıtlığı ve Gençliğin Geleceği
Konuşmacı Aytekin Yılmaz, kendi yaşam öyküsünden yola çıkarak şiddetin hiçbir şekilde bir hak arama yöntemi olarak kabul edilemeyeceğini belirtti. Gençlik yıllarında bir terör örgütüne katıldığını ve bu nedenle yaklaşık 10 yıl boyunca cezaevinde kaldığını dile getiren Yılmaz, hapishane yıllarında gerçekleştirdiği okumalar ve deneyimleriyle örgüt yapısını ve şiddet kültürünü sorguladığını anlattı. Geçmişte yaptığı hatalarla yüzleşmenin, aynı hataların tekrarlanmaması adına hayati bir önem taşıdığını kaydeden Yılmaz, bireylerin şiddet karşıtı bir duruş sergilemesi gerektiğini vurguladı. Ayrıca, Türkiye'nin demokratikleşme yolunda attığı adımların ve farklı siyasi görüşlerin TBMM çatısı altında temsil edilmesinin, sorunların şiddet yerine siyaset yoluyla çözülmesine olan katkısını öne çıkardı. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin teknolojik kapasitesindeki artışın ve güvenlik gücünün gelişmesinin, terör örgütlerinin hareket alanını ciddi şekilde daralttığı ve bu durumun örgütlerin silah bırakma yönelimlerinde belirleyici bir faktör olduğu ifade edildi. Yılmaz, gençlere seslenerek, görüşleri ne olursa olsun yasaların dışına çıkmamaları ve taleplerini meşru zeminlerde ifade etmeleri gerektiği mesajını verdi.
Toplumsal Barış ve Hassasiyetlerin Korunması
Programın bir diğer önemli başlığı ise, barış sürecinin toplumun hiçbir kesimini incitmeden, sağduyu ve diyalog çerçevesinde yürütülmesi oldu. Bu noktada, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın sürecin hiçbir aşamasında şehitlerin aziz hatırasını zedeleyecek veya şehit aileleri ile gazileri üzecek hiçbir adıma izin verilmeyeceği yönündeki hassasiyetleri hatırlatıldı. Sürecin şeffaf bir şekilde, toplumun farklı kesimlerinin görüşlerini ve hassasiyetlerini gözeterek ilerlemesinin, toplumsal huzurun ve birlik beraberliğin pekişmesi için elzem olduğu belirtildi. Hukukçu ve sosyolog Murat Atım ise, uzun yıllardır süregelen çatışma süreçlerinin toplumda bıraktığı derin izlerin silinmesinde farklı seslerin birbirini dinlemesinin kritik olduğunu belirtti. Atım,