Menü Şehrinizden haberdar olun
Tarih: 08.08.2026 10:56
Şerafettin Yılmaz'ın Hayatı ve Hukuk Mücadelesi Kitaplaştı

Şerafettin Yılmaz'ın Hayatı ve Hukuk Mücadelesi Kitaplaştı

Facebook Twitter Linked-in

Kitabın Tanıtımı ve İçeriği

Gazeteci-yazar Hüseyin Sarıkoç tarafından hazırlanan ve 12 Eylül 1980 Askerî Darbesi sonrasında açılan "MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası"nın unutulmaz avukatı Şerafettin Yılmaz'ın hayatını, hukuk mücadelesini, iş insanı kimliğini ve kültür hizmetlerini bir araya getiren "Yakınlarının Kaleminden Şerafettin Yılmaz" adlı eser, okurlarla buluştu. Ötüken Neşriyat'ın Armağan Kitap serisinden çıkan ve 600 sayfayı aşkın bu hacimli çalışma, 95 akademisyen, siyasetçi, hukukçu, gazeteci, iş ve kültür insanının kaleme aldığı yazıların yanı sıra, Şerafettin Yılmaz ile gerçekleştirilen kapsamlı bir söyleşiyi de içeriyor.

Hayat Hikâyesi ve Hukuk Mücadelesi

İlk baskısı geçtiğimiz Temmuz ayında yapılan kitapta, Şerafettin Yılmaz'ın Ankara'nın Şereflikoçhisar ilçesine bağlı Çıkınağıl (bugünkü Evren ilçesi) köyünde başlayan yaşam öyküsü, eğitim yılları, avukatlık mesleği, öğretmenlikten siyasete uzanan kariyeri tüm ayrıntılarıyla ele alınıyor. Eserde, Yılmaz'ın 12 Eylül askerî darbesinin ardından açılan "MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası"nda ana savunmayı üstlenerek kamuoyunda tanınan bir hukukçu hâline geldiği, daha sonra iş dünyasında yürüttüğü çalışmaların ardından Türk kültürüne yönelik vakıf ve sivil toplum faaliyetlerine ağırlık verdiği aktarılıyor.

Editörün Amacı ve Söyleşi

Kitabın "Yola Çıkarken" başlıklı bölümünde, bu çalışmanın bir övgü kitabı olmadığını, gelecek nesillere ışık tutacak kalıcı bir kaynak olarak hazırlandığını belirten Sarıkoç, Şerafettin Yılmaz'ın özellikle bir "methiye ve başarı hikâyesi" kitabı olmaması yönündeki hassasiyetini dikkate aldığını ve farklı görüşlerden isimlerin değerlendirmelerine yer verdiğini vurguluyor. Kitabın en dikkat çekici bölümlerinden birini, Sarıkoç'un Şerafettin Yılmaz ile yaptığı kapsamlı söyleşi oluşturuyor. Söyleşide, kendisine yöneltilen soruları açıklıkla cevaplayan Yılmaz, Türk milliyetçiliğinin tarihî süreçte Türk milletinin varlığını koruma ihtiyacından doğduğunu belirterek, Osmanlı Devleti'nin dağılma sürecinden Cumhuriyet'in kuruluşuna uzanan dönemde bu düşüncenin temellerinin atıldığını ifade ediyor. Yılmaz, röportajda günümüzdeki millî devlet anlayışına yönelik tartışmaları da değerlendirirken, milliyetçi düşüncenin yalnızca tehditleri dile getirmekle yetinmemesi gerektiğini ve toplumun önüne umut veren hedefler koymasının önemine dikkat çekiyor. Milliyetçi siyaset ile sivil toplum kuruluşları arasında daha güçlü bir iş birliği kurulması gerektiğini vurgulayan Yılmaz, millî şuur sahibi insanların düşüncelerini daha etkin şekilde ortaya koymalarının ülkemiz açısından büyük önem taşıdığını dile getiriyor.

Galip Erdem'in Sözüne Cevap

Söyleşide, Galip Erdem'in "Türk milliyetçiliğinin en büyük meselesi Türk Milliyetçileridir" sözüne ilişkin soruya da yanıt veren Şerafettin Yılmaz, şu değerlendirmeyi yapıyor: "Aynı fikir ve düşünce dünyasından insanlar arasında, mevcuda kıyasla çok daha sıcak dostluk ilişkilerinin bulunması, gönül bağlarının çok daha güçlü olması, saygı ve güven ortamının bulunması gerektiğini göremeyen Galip Erdem ağabey, bu cümleyi, bir ümidinin ve dileğinin ifadesi olarak sarf etmiştir. Bu saydıklarım (dostluk, saygı, güven gibi) yeterli olmayınca, ihtiyacımız olan müşterek çalışmalar, ortak yapılar oluşamıyor. Bazen, bazı konularda çalışma yapmak, ortak bir fikrî zemin hazırlamak niyetiyle toplantılar düzenlenir. Bazılarına ben de katılırım. Genellikle şunu müşahede ederim; her defasında çok yüksek perdeden bol bol konuşulur, eleştiriler yapılır; ancak, konuşulanları bir sonuca ulaştıracak karar aşamasında, hiç kimse sorumluluk almaya yanaşmaz. Çünkü, bunu yapmak için zaman ayırmak, fedakârlık yapmak, maddi katkıda bulunmak gerekir. Bu olmayınca, konuşulanlar temenniden ileri gidemez. Üstelik, elini taşın altına koyup bir şeyler yapmaya çalışanlara yardımcı olmak bir yana, çoğu defa yapılabilen hizmetlere yönelik olarak, acımasızca eleştiri yöneltirler. Galip ağabey, bunların çok daha fazlasını müşahede etmiş, gönül kırgınlığını kendisine saklamış bir insan olarak, çok anlamlı bir tespit yapmıştır. Bu hükmünü, hepimizin tekrar tekrar düşünmemiz gerektiği kanaatindeyim."

Röportajın Kapsamı ve Diğer Yazılar

Röportaj boyunca, çocukluk yıllarından hukuk mücadelesine, 12 Eylül sonrası üstlendiği davalardan Türk Kültürüne Hizmet Vakfı'ndaki çalışmalarına kadar birçok konuda değerlendirmelerde bulunan Yılmaz, fikir hayatına ilişkin tecrübelerini ve satır aralarında gelecek kuşaklara yönelik tavsiyelerini de okuyucularla paylaşıyor. Kitapta ayrıca, Abdullah Kılıç'ın kaleme aldığı "Bir Dava Dervişi Şerafettin Yılmaz Ağabey" başlıklı yazıda, Yılmaz, Anadolu'nun kalbine ekilmiş bir tohuma benzetiliyor. Yazıda, onun özellikle zor dönemlerde gösterdiği fedakârlık, genç hukukçulara örnek kişiliği ve Türk Kültürüne Hizmet Vakfı'ndaki çalışmaları ön plana çıkarılıyor.

Katkıda Bulunanlar ve Değerlendirmeler

Eserde, Taha Akyol, Namık Kemal Zeybek, Tevfik Yamantürk, Cezmi Bayram, Ahmet Malkan, Köksal Anadol, Prof. Dr. Abdurrahman Küçük, Prof. Dr. Ahat Andican, M. Sinan Genim, Musa Serdar Çelebi, Prof. Dr. Süphi Saatçı, Prof. Dr. Fahameddin Başar, Bilge Erdem, Derviş Koyuncu, Murat Denizhan Kakaç, Adnan İslamoğlular, Ali Osman Mola, Dr. Tarık Sülo Cevizci, Cevat Saraç, Şaban Gülbahar ve çok sayıda siyasetçi, akademisyen, hukukçu, gazeteci, iş ve kültür insanının Şerafettin Yılmaz'a ilişkin hatıraları ve değerlendirmeleri bulunuyor. Yazarlar, ortak değerlendirmelerinde Yılmaz'ı; ilkeli duruşu, dava adamı kimliği, hukuk mücadelesi, kültür hayatına katkıları ve güçlü insan ilişkileriyle öne çıkan bir isim olarak anlatıyor.




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —