Şerif Gürbaş


Çivisi Çıkan Gündem

.


Her sabah yeni bir operasyon haberiyle uyanıyoruz. İş insanı, sporcu, sanatçı, bürokrat, gazeteci… Ülkede “elit” diye tanımlanan kim varsa, sanki kura çekilmiş gibi bir başka dosyanın başrolünde. Manşetler kalabalık, iddialar ağır, görüntüler çarpıcı. 

Memleketin çivisi çıkmış derken, mecazdan söz etmiyoruz; tablo tam olarak bu. Düne kadar vatandaşa dürüstlük dersi veren siyasiler, erdemden dem vuran gazeteciler, milyonlar kazandığı hâlde gözü doymayan sporcular ve koltuk gücünü makam zırhı sanan bürokratlar… Hepsi bir bir içeri alınıyor. Kimi “şok” diyor, kimi “beklenen oldu.” Ama asıl şok, bu kadar çok şeye alışmış olmamız.

Öte yanda sade vatandaş var. Ne operasyonu umursayacak hâli kalmış ne de ekranlardaki büyük laflara takati. Emekli ay sonunu, asgari ücretli bir sonraki zammı bekliyor. Mutfak alev almışken, manşetlerdeki yangın sadece izleniyor. Gündem hızlı, hayat pahalı. İşin ironisi şu: Tuzu kuru olanlar şehvet ve şöhret bataklığında debelenirken, çoğu zaman birkaç ay sonra “aklanmış” olarak dışarı çıkıyor. Dosyalar kapanıyor, hafızalar siliniyor, yeni bir operasyonla eski manşetler unutuluyor. 

Ama bu ülkenin 85 milyonunu ilgilendiren meseleler—hayat pahalılığı, adalet duygusu, geçim derdi—nedense hiçbir zaman gündemin başını çekmiyor. Belki de sorun tam burada. Gündemimiz çok hızlı, vicdanımız yavaş. Herkesin konuştuğu şeyler var; kimsenin çözemediği sorunlar da. Çivi çıkınca gürültü olur, evet. Ama gürültüyle ev onarılmıyor. Onarım için niyet, cesaret ve en çok da samimiyet gerekiyor. O ise hâlâ arananlar listesinde