İnegöl basınında zaman zaman ülke gündemine de yansıyan olumsuz bir haber çıktığında, başta Kaymakamımız olmak üzere İnegöl Belediye Başkanı ve bazı kamu idarecilerinden ani refleksler geliyor. Bu reflekslerin ortak noktası ise hep aynı cümlede düğümleniyor: “Bu tür haberler şehre zarar veriyor.”
Nüfusu sürekli artan, farklı kültür ve inançlardan insanların bir arada yaşadığı kozmopolit kentlerde her türlü adli vakanın yaşanması kaçınılmazdır. Bu, yalnızca İnegöl’e özgü bir durum değildir. Elbette kolluk kuvvetlerimizin istenmeyen olayların önüne geçmek için gerekli tüm tedbirleri aldığına dair bir şüphem yok. Ancak özellikle ülke gündemine yansıyan adli vakaların tamamını önlemek, dünyanın hiçbir yerinde mümkün değildir.
Geçmişte üniversite okumak için ilçemize gelen bir kız öğrencinin hunharca katledilmesi, İnegöl adına son derece talihsiz bir olaydı ve tüm Türkiye’yi yasa boğmuştu. Yakın zamanda yaşanan, bir okul müdürünün küçük bir öğrenciyi darp etmesi olayı da basına yansıyınca, yine aynı söylemler devreye girdi: “Bu haberlerle anılmamalıyız.”
İlçeyi yönetenlerin iddiası şu: Bu tür haberler İnegöl’e zarar veriyor, okumaya gelecek öğrenciler ve aileleri endişeleniyor, bu yüzden ilçemizi tercih etmiyorlar.
Bu konu, iki kez basın mensuplarının özel olarak davet edildiği toplantılarda gündeme getirildi. Kaymakamımızın, Belediye Başkanımızın, Jandarma Komutanının ve Emniyet Müdürünün katıldığı bu toplantıların birinde şunu söylemiştim:
Bugün İstanbul, Türkiye’de en fazla adli vakanın yaşandığı ve en çok habere konu olan şehirlerin başında geliyor. Ama aynı zamanda Türkiye’nin en cazip şehri. İmkanı olan herkes orada yaşamak ister. Görev verilse, birçok bürokrat İstanbul’da kaymakam ya da emniyet müdürü olmayı ister. Öğrenciler için en popüler üniversiteler oradadır. Boğaziçi’ni, İTÜ’yü kazanan bir çocuk için hiçbir anne baba “Eyvah, Türkiye’nin en çok adli vakasının yaşandığı şehre gidiyor” diye hayıflanmaz; aksine gurur duyar.
Sorun haberlerde değil, şehrin cazibesindedir.
İnegöl’ü gerçekten yaşanabilir bir kent haline getirin. Güvenliği artırın. Kaliteli ve marka değeri olan bir üniversite kazandırın. Havasını, suyunu temizleyin. Gençlerin huzurla ve güvenle vakit geçirebileceği sosyal alanlar oluşturun.
Basın zaten yapılan iyi işleri fazlasıyla yazar. Siz bu kenti “Vay be, İnegöl ne güzel şehir; her köşesi ayrı bir değer” dedirtecek noktaya getirin, inanın onu da yazarız, çizeriz.
Ama mevcut tablo ortada: İnegöl’ün yolları köstebek yuvası gibi. Trafiği arapsaçına dönmüş durumda. Havası puslu, kirli ve sağlıksız. Hastanesi ve emniyeti yetersiz personelle hizmet vermeye çalışıyor. Kontrolsüz göçün merkezi haline gelmiş. Uyuşturucu, kumar, fuhuş ve hırsızlıkla mücadelede ciddi sorunlar yaşanıyor. Öte yandan işini doğru yapan, kurallara uyan vatandaş en ufak bir müsamaha gösterilmeden cezalandırılıyor.
Kalitesine bakıldığında ise İnegöl, Türkiye’nin en pahalı ilçelerinden biri haline gelmiş durumda.
Hülasa; Sorun basın değil. Sorun, şehrin iyi yönetilememesi. Ama fatura sürekli basına kesiliyor.
Peki basın ne yapsın? Sürekli yönetenlerin arkasını mı toplasın? Her şartta sizi mi pohpohlasın?
Basının görevi, gerçeği yazmaktır. Gerçekler can acıtıyorsa, dönüp aynaya bakmak gerekir.
