Şerif Gürbaş


Yeni Yıldan Beklentim

.


Takvim yaprakları değişirken aslında herkesin içinde aynı beklenti var: “Bu yıl farklı olsun.” Ama bizde yıllardır değişmeyen bazı dertler var ki, yeni yıl dileklerinden çıkıp artık birer zorunluluk haline geldi. Hava kirliliği… 

Nefes alırken bile düşünür olduk. Göz gözü görmeyen sis değil bu; egzoz, plansız sanayi, kontrolsüz yapılaşmanın boğduğu bir şehir. Ardından trafik… 

Sabah işe, akşam eve dönüş çilesi. Dakikalar değil, saatler kayboluyor. Otopark sorunu ise adeta şehirle inatlaşmış durumda; arabayı park etmek, bazen eve ulaşmaktan daha zor. Kaldırımlar deseniz, ya araç işgali altında ya da yürümenin imkânsız olduğu bir halde. Engelli vatandaş için, yaşlı için, çocuk arabasıyla yürüyen bir anne için şehir adeta bir engel parkuru. 

Göç meselesi ise artık sadece bir sosyolojik konu değil; eğitimden sağlığa, konuttan güvenliğe kadar her alanda etkisini hissettiren büyük bir gerçeklik.

Tüm bunların üstüne bir de pahalılık eklenince, vatandaşın omuzlarındaki yük her geçen gün ağırlaşıyor. Alım gücü düşüyor, umutlar törpüleniyor. 

Oysa bir şehir; insanına nefes aldırmalı, ticaretiyle esnafını ayakta tutmalı, emeğin karşılığını verebilmeli. Esnafın siftah yapmadan kepenk kapatmadığı, üreticinin emeğinin karşılığını aldığı bir düzen hayal değil, olması gereken.

Yeni yıldan beklentimiz aslında çok şey değil: Daha yaşanabilir bir şehir, daha adil bir düzen, daha planlı bir yönetim.

Huzurun, sağlığın, güvenin ve umudun yeniden yeşerdiği bir toplumsal iklim.

Belki de bu yıl, “alıştık artık” dediğimiz sorunların kader olmadığını hatırladığımız yıl olur. Çünkü bir şehir, ancak içinde yaşayanlar mutluysa gerçekten güzeldir